27 Ekim 2008 19:32 · Sıradan Adam
· Etiketler
bağımlı değişken
,
bağımsız değişken
,
deneysel yöntem
,
istatistiksel yöntemler
,
klinik yöntemler
,
korelasyon
,
nedir
,
negatif kolerasyon
,
pozitif korelasyon
,
psikoloji
,
psikolojide kullanılan araştırma yöntemleri
,
sistematik gözlem
PSİKOLOJİDE KULLANILAN ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ
A – BETİMLEYİCİ YÖNTEMLER
1 – Tarama
- Test
Herhangi bir konuya ilişkin bireylerin bilgi , beceri ,
yetenek ve başarılarını ölçmeye yönelik , hazırlanmış bir metoddur.
- Anket
Belirli bir konuda bireylerin görüşlerini almak amacıyla
oluşturulmuş bir metoddur.
2. Gözlem
- Doğal
gözlem
Tekrarlanamayan bir defada olup biten olayların
gözlemlenmesinde kullanılır. Gözlemci , gözlemlediği olaya müdahale edemez.
Objektif bir yöntem diyemiyoruz.
- Sistematik
gözlem
Tekrarlanabilen olayların gözlemlenmesinde kullanılır.
Gözlemci , gözlemlediği olaya müdahale edebilir ve yardımcı araç gereç
kullanabilir.
B – DENEYSEL YÖNTEMLER
- Deney
Grubu
Araştırmada bağımsız değişkenin uygulandığı gruptur.
- Kontrol
Grubu
Koşullarında hiçbir değişiklik yapılmayan deney grubu ile
karşılaştırmak amacıyla oluşturulmuş gruptur.
- Bağımsız
Değişken
Araştırmacının denetiminde olan araştırmanın nedeni
konumundaki değişken.
- Bağımlı
Değişken
Araştırmacının denetiminde olmayan bağımsız değişkene bağlı
olarak değişen araştırmacının sonucu konumundaki değişkendir.
Örnek --- Hipotez “ Gürültünün öğrenmeye etkisi.”
Bağımsız değişken ; Gürültü
Bağımlı Değişken ; öğrenmeye olan etkisi.
Tez : Gürültü öğrenmeyi olumsuz yönde etkiler. Sonuçtur.
C – KLİNİK YÖNTEMLER
1 – Vaka ( Olay ) İncelemesi
Bir kişiye ait tüm bilgilerin kapsamlı bir şekilde
araştırılması yöntemidir.
2- Mülakat ( Görüşme )
Bireye ait duygu düşünce ve davranışların yorumlanabilmesi
için onunla karşılıklı konuşma metodudur. Örnek : Psikoloğun hastasını
dinleyebilmesi için samimi olması gerekir.
3 – Biyografi
Bireyin yaşam öyküsüdür.
D – İSTATİSTİKSEL YÖNTEMLER
- Korelasyon
İki değişken arasında var olan ilişki ya da bağıntı anlamına
gelir.
- Pozitif
Korelasyon
Değişkenlerden biri artarken , diğeri de artıyorsa bu iki
değişken arasında pozitif korelasyon vardır.
- Negatif
Korelasyon
Değişkenlerden biri artarken , diğeri azalıyorsa bu iki
değişken arasında negatif korelasyon vardır. Alabileceği en yüksek değer
-1’dir. Gürültü arttıkça öğrenme oranı azalır , çok iş yaparsa az miktarda iş
kalır. Ödevlerin çoğunu bitirdiyse azı kalmıştır.
Not : İki değişken arasında hiçbir bağıntı yoksa
korelasyonda yoktur. Yani 0’dır. Örnek “ saçı uzun aklı kısa “ Güzel yazı
yazmak , yazmak ve iyi bir dinleyici olmak.
28 Eylül 2008 17:38 · Sıradan Adam
· Etiketler
davranışsal
,
ders
,
not
,
psikoloji
,
türleri
,
yaklaşım
Davranış , bir organizmanın gözlemlenebilen etkinlikleridir. Bir öğrencinin tenefüste bahçede koşması , bir çocuğun ağlaması , tahtaya kalkan öğrencinin tahtaya yazı yazması birer davranıştır ve gözlemlenebilir.
Davranışçı yaklaşımın öncüsü Amerikalı Psikolog John B. Watson ( Con Vatsın , 1879 - 1958 ) 'dır. Watson'a göre psikolojinin konusu , gözlemlenebilen davranışlardır. Davranışları açıklayabilmenin temel yolu da deney ve gözlemdir.
Davranışçı yaklaşımdan önce psikolojide , içe bakış yöntemi kullanılırdı. İçe bakış yönteminde kişinin kendi zihinsel algısı ve gözlemleri dikkate alınırdı. Bireyler kendilerini bu yöntem ile değerlendirirlerdi. Davranışçılara göre , psikolojinin nesnel bir bilim dalı olabilmesi için bu yöntemi kullanmaması gerekir. Çünkü bu yöntemle elde edilen bilgiler özneldir. Psikoloji sadece bireyin başkalrı tarafından gözlemlenebilen etkinlikleri ile ilgilenmelidir. Bu yaklaşım , her türlü etkinliği davranışa ingeyerek açıklamaya çalışır.
Watson'dan sonra F.B Skinner ( Skiner , 1904 - 1990 ) 'in çalışmaları sayesinde psikolojinin konusu , uyarıcı - tepki ilişkisine indirildi. Davranışsal yaklaşımı savunun psikologlara göre davranış , U -T ( Uyarıcı Tepki ) bağıntısından ibarettir. Buna göre organizmanın içinde olup bitenler dikkate alınmaz . Psikologlar , uyarıcı ve tepki arasında gerçekleşen zihinsel süreçleri incelemez. Sadece deney ve gözlem yöntemini kullanarak davranışları inceler . Davranışsal yaklaşımı savunanlara göre insan davranışlarının açıklanabilmesi için hayvan davranışlarının da incelenmesi gerekir. Bu nedenle davranışcı psikologlar hayvanlar üzerinde birçok deney yapmışlardır.
28 Eylül 2008 08:37 · Sıradan Adam
· Etiketler
davranışsal
,
de
,
ders
,
james
,
notları
,
psikoloji
,
yaklaşımlar
Psikoloji , 19.yy'ın sonlarında bağımsız bir bilim dalı haline gelmiştir. Daha sonra felsefenin etkisinden kurtularak pozitif bir bilim olma çabası içine girmiştir. Bu amaçla ilk psikoloji labaratuvarı 1879 yılında Almanya'nın Leipzig Üniversitesi'nde Wilhelm Wundt ( Vilhelm Vunt, 1832 - 1920 ) tarafından kurulmuştur. Böylece psikolojinin konu ve psikolojinin konu ve yönteminin ne olması gerektiği ile ilgili tartışmalar ve çalışmalar hız kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucu psikolojide , farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.
Psikolojideki her yaklaşım , davranışı farklı bir yönü ile ele alarak değişik değişik yöntemlerle açıklamaya çalışmaktadır. Tarihi gelişim içinde bu yaklaşımların sayısı çok fazladır. Bunların başlıcaları ; Yapısalcılık , İşlevselcilik , Gestalt , Davranışçılık Psikodinamik Yaklaşım , Hümanistik Yaklaşım , Biyolojik Yaklaşım ve Bilişsel Yaklaşımdır.
Yapısalcılık , zihnin yapısını temele alan , Wundt'un öncülüğünü yaptığı akımdır. Wundt'a göre psikoloji , bilinci , onun yapısını ve onu meydana getiren elemanları incelemelidir. Bunu yaparken bireyin bir olay ya da konu hakkında kendini gözleyip araştırmacıya aktarması ilkesine dayanan içe bakış ( iç gözlem ) tekniğini kullanmalıdır.
İşlevselcilik , zihnin yapısını değil işlevlerini konu edinen akımdır. Bu akımı savunan W. James ( Ceymis , 1842 - 1910) ve J. Dewey ( Dövi , 1859 - 1952 ) gibi psikologlara göre bilinç , algılama , düşünme gibi süreçlerin insan yaşamındaki önemi gözlem ve iç gözlem yöntemi ile araştırılmalıdır. Bu yöntemle bireyin çevreye , yaşama daha iyi uyum sağlaması için gerekli bilgiler toplanabilir.
Gestalt Psikolojisi , başta algı olmak üzre düşünme , öğrenme gibi zihinsel süreçlerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunur. Bütünün parçadan ayrı ve daha karmaşık olduğunu kabul eder. Gestaltçıların bu görüşleri psikolojide özellikle algı öğrenme konusunda büyük yararlar sağlamıştır.
Günümüzde Geçerliliğini koruyan diğer yaklaşımlar şunlardır ;
27 Eylül 2008 04:17 · Sıradan Adam
· Etiketler
bayılma
,
bilinç
,
bilinç nedir
,
insan
,
psikolojide bilinç
,
ruh hastalıkları
,
sara krizi
,
uyku
Bilinç , günlük dilde sıkça kullanılan bir kavramdır. " Ahmet , bilinçli bir insandır. " gibi. Bu yönüyle bilinç daha çok olgunluğun ve tutarlılığı ifade eder. Psikolojide ise bilinç , bireyin kendi iç dünyasının ve çevresinin farkında olmasıdır. Kişinin kendi varlığından tamamıyla bilgi sahibi olmasına bilinç adı verilir. Bu yönü ile bilinç , bir uyanıklık halidir. Acıktığımızın , dişimizin ağrıdığının , havanın sıcak mı soğuk mu olduğunun arkadaşlarımızın konuştuklarının farkında olmak bilinçli olduğumuzu gösterir.
Bilinçli olan kişi , iç dünyasında ve çevresinde gelişen her türlü olaydan haberdardır. Bu durumda , nasıl davranacağını bilir. Oluşan problemi gidermeye çalışır. Bireyin yaptığı faaliyet , onun bilinçli olduğunun en temel göstergisidir.
İnsanlar her zaman bu şekilde bilinçli değillerdir. Bilincin ortadan kalktığı ve azaldığı çeşitli durumlar söz konusudur. Bunlar ; uyku , koma , sara krizi , bayılmalar , bazı ruh hastalıkları , alkol ve uyuşturucu madde kullanımı gibi durumlardır. Böyle bir durumda , bireyin uyanıklığı azalmış ya da bitmiştir. Artık , kendisinden ve çevresinden haberdar değildir.
20 Eylül 2008 16:36 · Sıradan Adam
· Etiketler
anormal davranışlar
,
anormal davranışların sebepleri
,
anormal hareketler
,
ansiyete
,
depresyon
,
ruh hastalıkları
,
şizofreni
Biyolojik nedenler
Davranış bozukluklarının oluşumunda kalıtımın etkisi vardır. Genlerle taşınan bozukluk , kişiyi anormal davranışa yatkın hale getirmektedir. Fakat genlerle taşınan bozukluk her zaman ortaya çıkmaz. Yaşam boyunca kişinin başından geçen olaylar , yaşadığı stres , genlerle getirilmiş olan özelliklerin ortaya çıkmasına neden olur.
Davranış bozukluklarının sonradan etken olabilen organik nedenleri de vadır. Yaşlanınca beyindeki sinir hücrelerinin işleyişini yitirmesi bunamaya neden olur. Alkol ve diğer zararlı maddeler , uzun süre kullanınca sinir sistemi ve beyinde bozulmaya yol açar . Bu bozulma sonunda psikolojik hastalıklara neden olur. Frengi de bazı psikolojik hastalıkların nedenidir. Beyne zarar verebilecek çarpma , vurma ve yaralanmalar , beynin tümörleri , davranış bozukluklarının organik nedenleri arasında sayılabilir.
Psikolojik nedenler
Çocuklukta yaşanan uzun süreli stres , kişinin davranış bozuklukları göstermesine neden olur. Duyguları doğru biçimde ifade etme alışkanlığının kazanılmaması da önemli bir etkendir. örneğin , toplumumuzda erkeklerin ağlaması ayıp karşılanır ve erkek çocuklara üzüntülerini bastırması öğretilir. Oysa gerçekten üzülecek bir durum olduğu zaman ağlamak kadar doğal bir tepki yoktur. Çocuklukta sevgi , ilgi ve güven duygusundan yoksun kalmak , bozukluğun ortaya çıkmasında etkendir. İnsan diğer canlılar içinde en uzun bakıma muhtaç olanıdır. bebelik ve çocukluk yıllarında , temel fizyolojik ihtiyaçları , büyükler tarafından karşılanır. Fakat sevgi ve sosyal destek ihtiyacı , ömür boyu devam eder.
Sosyal nedenler
Davranış bozukluklarının oluşumunda sarsıcı toplumsal olayların etkisi vardır. Savaşlar , terör olayları , toplu göçler, ekonomik bunalımlar insanların ruh sağlığını tehdit eder.
Dünya sağlık örgütünün hastalıkları uluslararası sınıflandırmasına göre en yaygın hastalıklara benzer örnekler verilmiştir. Bunlar ; ansiyete , şizofreni , depresyon, alkol ve madde bağımlılığıdır. Örneğin , ansiyete %30 , obsesifkompülsif bozukluk %2 oranında görülür. Şizofreninin , toplumdaki yaygınlığı %0.6 ile %0.71 arasında ; yaşam boyu hastalanma riski ise %0.09 ile %0.1 arasında değişmektedir.
20 Eylül 2008 11:30 · Sıradan Adam
· Etiketler
algı
,
algı nedir
,
algılamak
,
hızlı algılamak
İnsan nasıl bir çevre içinde olduğunun farkındadır. Çevresindeki nesneleri , nesnelerin niteliklerini duyuları yolu ile tanır. İnsan , duyuları yoluyla elde ettiği bu uyarıcılara bazı anlamlar verir. Duyumların yorumlanarak anlamlı hale getirilmesi sonucu algılama gerçekleşir. Algı , insanın çeşitli uyarımları daha önceki yaşantılarının da etkisiyle anlamlı hale getirerek tanıması demektir. Algının oluşumunda , duyu organlarımızın yapıısının ve işleyişinin rolü vardır. Fakat bundan fazla olarak duyuma bir anlam yüklediğimiz zaman algı meydana gelir. Böylece insan ne tür bi tepkide bulunacağına karar verir ve çevresi ile uyumunu devam ettirir.
Evde oturup kitap okuyan bir insan , dışarıdan birtakım sesler duyar. Fakat seslerin olduğu anlaşılamamaktadır. Bir gürültü duyumu oluşmuştur. Kitap okuyan kişi , kitabı bırakıp pencereye yönelir ve sesleri daha dikkatlice dinler. Sesler yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştır. Bunlar bir satıcının malını satmak için kullandığı ve daha önceleri defalarca duyulan sözlerden birkaçıdır. İnsan artık ne türde bir tepkide bulunacağına karar verir. Ya kitabına geri döner ya da satıcı ile ilgilenir.
Çalan telefonun sesi bir uyarıcıdır. Bu uyarıcının duyu organlarını etkilemesiyle uyarım , duyu organlarının bu uyarıcıyı alması sonucu da duyum oluşur. Uyarıcının telefon sesi olduğunun fark edilmesi algıdır.
16 Eylül 2008 17:34 · Sıradan Adam
· Etiketler
ders
,
notları
,
psikodinamik
,
psikoloji
,
yaklaşım
,
yaklaşımlar
Yaklaşımın kurucuları ; S. Freud - A. Adler.
Freud ' a göre insanın benlik yapısı bir buzdağına benzer , bireyin günlük yaşamdan farklı olarak yani bilinçli yaptığı davranışlar , buzdağının suyun içerisinde kalan kısmı kadardır. Farkında olmadan bilinç altının etkisiyle yaptığı davranışlar ise buzdağının suyun altında kalan kısmı kadardır. Birey bilin altının farkında olmasa bile bilinç altına itilmiş arzular , istekler , duygu ve düşünceler bireyi etkilemeye devam ederler. İnceleme yöntemi olarak hipnoz ve telkin yöntemleri kullanmışlardır.
16 Eylül 2008 17:29 · Sıradan Adam
· Etiketler
bütüncüllük
,
ders
,
getstalt
,
notları
,
psikoloji
Bu yaklaşıma göre insanın tek bir özelliğini inceleyerek onu anlamak mümkün değildir. Bu nedenle insanı tüm yönleriyle bir bütün olarak incelemek gerekir. Bu yaklaşımın hareket noktası şu cümledir ;
Bütün kendini oluşturan parçalardan farklıdır ve büyüktür.
16 Eylül 2008 17:26 · Sıradan Adam
· Etiketler
behaviorizm
,
davranışçılık
,
ders
,
notları
,
psikoloji
,
skinner
,
watson
Yaklaşımın kurucuları : Watson , Pawlow Skinner Bu yaklaşıma göre bir proje bilim dalı olmak istiyorsa soyut olan zihni değil somut olan davranışları incelemelidir. Onlara göre psikolojinin ana konusu dışardan gözlemlenebilen davranışlar olmalıdır. Yaklaşımın savunucularından Pavlow ilk defa hayvanlarla deney yapmıştır. İnceleme yöntemi olarak deney - gözlem yöntemleri kullanılmıştır.